Emlakcıdan Dünya Lideri
Trump döneminde atılan ilk adımlardan biri vergileri artırmak oldu. Bu uğurda, yıllardır müttefik olduğu ülkelere bile dünyayı şok eden kararlar aldı. Alışılmış diplomatik dengeler bir kenara bırakıldı; ticaret, ittifakların değil kâr-zarar tablolarının konusu haline geldi.
Bu süreçte herkesin gözü Çin ve Avrupa’daydı. Çin’le yaşananların nedenleri ve sonuçları zaten pek çok kaynakta detaylı biçimde ele alındı. Avrupa ise ekonomik baskı ile hizaya sokulmaya çalışılan eski bir ortak konumundaydı. Ancak asıl gözden kaçan, hemen yanı başımızda yaşananlardı.
Peki Filistin’de olanların Trump’ın bir emlakçı olmasıyla nasıl bir ilişkisi var?
“Yeni Dubai” olarak anılan topraklar, bugün hâlâ çocukların öldüğü Gazze Şeridi. Orada ölenlerin ve hayatta kalan ama yıllarca travmalarla yaşayacak insanların üzerine inşa edilmesi hayal edilen bu “Dubai”, bir siyasetçinin cesareti değil; bir emlakçının hayalidir. Bu bakış açısı, toprağı vatan olarak değil, potansiyel bir proje alanı olarak görür.
Amerika’nın son yıllarda kârını artırmak için kapitalist bir şirket gibi davrandığı artık gizlenmiyor. Bu yaklaşımın etiği her zaman tartışmalı olsa da, güçlü devletlerin tarih boyunca etik, farklı etnik gruplar, azınlıklar ve ahlak gibi kavramları çoğu zaman umursamadığı da bir gerçek. Siyasi ve askerî gücü elinde bulunduran Amerika, yaptıkları ve yapacakları konusunda önüne çıkan hiçbir engeli gerçekten ciddiye almıyor.
Trump’ın farkı, bu gerçeği örtmeye çalışmamasıydı. Önceki Amerikan yönetimleri benzer politikaları “demokrasi”, “özgürlük” ve “insan hakları” söylemleriyle pazarlarken; Trump bunu doğrudan bir iş anlaşması diliyle yaptı. Kimin ne kazandığı, kimin kaybettiği açıkça ortadaydı. Diplomasi, pazarlık masasındaki bir emlak sözleşmesine dönüştü.
Bu yüzden Filistin meselesi Trump döneminde bir “sorun” değil, bir “fırsat alanı” olarak ele alındı. İnsanlar, tarih, kimlik ve hafıza; bilançoda karşılığı olmayan kalemlerdi. Önemli olan lokasyondu, denize erişimdi, yatırım potansiyeliydi. Gazze, bu zihniyette bir halkın yaşadığı yer değil, dönüştürülmesi gereken bir araziydi.
Yeni dünya düzeni tam da burada şekilleniyor: Devletler artık uluslardan çok şirketlere, liderler ise devlet adamlarından çok CEO’lara benziyor. Savaşlar ideolojik değil, ekonomik; barış anlaşmaları ise insani değil, ticari hale geliyor. Trump bu düzenin mimarı değil ama en dürüst temsilcilerinden biri.
Belki de asıl rahatsız edici olan Trump’ın yaptıkları değil, bunları ne kadar açık yaptığıydı. Çünkü o, sistemin maskesini indirdi. Ve geriye şu soruyu bıraktı: Sorun Trump mıydı, yoksa Trump sadece uzun süredir işleyen bir düzenin aynası mıydı?
🌟 Blogumuza Katılın!
- Yeni yazılardan anında haberdar olun
- Yorumlarınızla tartışmalara katılın
- Google hesabınızla tek tıkla giriş yapın

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder