Düşünce, Teknoloji ve Analiz

Kaygı

Kaygı Üzerine: Bizi Bir Arada Tutan Şey

Bu konu ilk olarak üniversite yıllarında aklıma gelmişti ve o zamandan beri zihnimi kurcalıyor:
Toplumları ve bireyleri bir araya getiren şey aslında nedir?

O yıllarda cevabın hiç de uzakta olmadığını fark etmiştim. Cevap, üniversitedeki öğrenci evimdeydi.

Birçok ev arkadaşım oldu. Tartıştıklarım, çok iyi anlaştıklarım, birlikte yaşadığımız süre boyunca güçlü bağlar kurduklarım… Ama çoğu ilişki, ev dağıldığında kendiliğinden sona erdi. Çünkü bizi bir arada tutan şey çoğu zaman ortak değerler değil, aynı çatının altındaymış olmamızdı.

Buradan şu soruya geldim:
İdeal bir ev arkadaşı nasıl olur?


Ve daha önemlisi: Bunun toplumla ne ilgisi var?

Cevap beni tek bir kavrama götürdü: Kaygı.

Kaygı, insanı harekete geçiren en güçlü duygulardan biridir. Bunu iki örnek üzerinden anlatmak istiyorum.

Serhat, üniversite 1. sınıfta makine mühendisliği okuyan bir öğrenci. Önünde zor ve belirsiz bir üniversite hayatı olduğunu biliyor. Lisede, kendisinden önce üniversite okumuş abileri ve ablaları ona şunu anlatmış:
“Üniversitedeyken gezmezsen, mezun olduktan sonra asla gezemezsin. Gençken gezmenin tadı bir daha çıkmaz.”

Bu sözler Serhat’ta bir kaygı yaratıyor. Zaman geçiyor, hayat ilerliyor ve bu fırsat kaçabilir.

Ulaş da üniversite 1. sınıf öğrencisi. Ancak gezi onun için ne bir kaygı ne de bir tutku. Ortamda gezmekten bahsedildiğinde, gezmeyi sevdiğini söylüyor; gidilebilecek yerler hakkında konuşuyor ama bu onun için belirleyici bir mesele değil.

Şimdi soru şu:
Hangisi üniversite hayatında daha çok gezmiştir?

Ben ikisini de tanıdım. Cevap net: Serhat.

Hatta Serhat, son kuruşuna kadar gezdi. Bu onun hobisi olduğu için değil; kaygısı olduğu için. Kaygı, onu sürekli harekete geçirdi.

Buradan şuraya geliyorum:
İnsanları sağlıklı biçimde bir araya getiren şey çoğu zaman ortak yaşamlar değil, ortak kaygılardır.

İdeal ev arkadaşlığı da buradan geçer. Aynı düzeni sevmek, aynı kaygıları paylaşmak, benzer gelecek endişelerine sahip olmak… Ortak kaygı yoksa, ortak yaşam uzun sürmez.

Toplumlar için de durum farklı değildir. Toplumu toplum yapan şeyin ortak hedefler olduğu söylenir. Peki bu ortak hedefler nasıl oluşturulur, nasıl kontrol edilir?

Bugün devletleri yöneten hükümetlerin en güçlü araçlarından biri, topluma ortak kaygı yüklemektir.

Örneğin Rusya, Ukrayna savaşını kendi toplumuna meşrulaştırırken şu kaygıyı öne çıkardı:
“NATO sınırlarımıza kadar geldi. Ukrayna NATO’ya katılırsa bağımsızlığımız tehdit altına girecek.”

Amerika’da ise yıllardır şu kaygı besleniyor:
“Çin tüm üretimi ele geçirdi. Fabrikalarımız oraya taşındı. Mavi yakalı işsiz. Kendi ülkemizde üretemiyoruz.”

Bu kaygılar, yapılan politikaları toplum nezdinde meşru hâle getiriyor.

Sonuç şu:
Kaygı, bizi yönlendirebilen en güçlü duygumuzdur. Bu duygu kötü değildir; ama kim tarafından yönetildiği belirleyicidir.

Kaygıyı biz yönetemezsek, başkaları bizi bu kaygılar üzerinden yönetir.
Bu yüzden kaygıyı bastırmak değil, anlamak gerekir.

Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder